İçeriğe geç

Sepet

Sepetiniz boş

“Mavi, Henüz Kıyısında Gezdiğim Bir Deniz”: Sergül Acar ile Röportaj
Sanatçı

“Mavi, Henüz Kıyısında Gezdiğim Bir Deniz”: Sergül Acar ile Röportaj

Sergül Acar'ın üretim pratiği, figüratif anlatıyı teatral bir atmosfer, yoğun renk ilişkileri ve güçlü bir sahne duygusuyla bir araya getirir. Kocaeli Üniversitesi'nde Resim ve Heykel çift ana dal eğitiminin ardından Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde yüksek lisans yapan sanatçının görsel dili, sinema ve reklam sektöründeki sanat yönetmenliği deneyiminden de izler taşır. Kişisel hafıza ile kolektif bilinç arasında kurduğu sahnelerde melankoli ve mizah yan yana gelir; rüya ile gerçeklik arasındaki gerilim, figürlerin mekânla kurduğu mesafeli ilişki ve dramatik atmosfer üzerinden görünür hâle gelir.

MoHA için gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide Acar'ın bir eserin ne zaman tamamlandığına dair düşüncesinden, renklerle kurduğu ilişkiye; gün ışığına duyduğu ihtiyaçtan atölyedeki ses düzenine uzanan üretim alışkanlıklarına yakından bakıyoruz. Vanitas geleneğinin koyu ve ağır tonlarından mavinin henüz keşfetmeye devam ettiği alanına, resimlerinin hayali tatlarından bir eserin yeni mekânındaki ilk karşılaşmasına kadar uzanan anlatısında, üretimin tamamlanmış bir sonuçtan çok bir karar, bir bırakma anı ve yeni olasılıklara açık bir süreç olduğu hissediliyor.

Keşke daha önceden bilseydim dediğin o şey?

Tamamlanmanın bir yanılsama olduğunu. Bir resim ya da desenin ''bitmiş'' olması, onun susmayı kabul etmesi demek. Aslında bu, bir karar ve bir tatmin noktası olabilir bence; yani onu bıraktığım yer.

Eserlerinin bir tadı olsa lezzetleri neye benzerdi?

Kuru domates olabilir; kornişon, zeytin ve bazı armoniler için limonata, ama naneli! Tatlı seviyorum ama bence resimlerim ekşi ve turşu gibi.

Renklerle ilişkin zaman içinde nasıl değişti? Şu sıralar kendini en yakın hissettiğin ve üretimlerinde daha fazla yer açmak istediğin bir renk var mı?

Ben zaten renk resmi yapıyorum, ışık resmi değil. Dolayısıyla renkler, bir durumu ve atmosferi yaratmanın, o sahneyi kurmanın bir aracı. Vanitas geleneğinden gelen o loş, ağırlaşmış tonlara, koyu zeytin yeşillerine, kurumuş kan kırmızılarına ve is siyahına hep bir yakınlık duydum. Ama son dönemde daha fazla yer açmak istediğim renk, aslında mavinin tonları. Kırmızı, yeşil ve sarı gibi armoniler sanki el yordamıyla bulabileceğim bir yerde; ama mavi, henüz kıyısında gezdiğim fakat açılmadığım bir deniz benim için. Daha çok çalışmak gerek!

Yaratıcı olmak için herhangi bir spesifik koşula ihtiyacın var mı? Aydınlatma, sessizlik, müzik?

Sessizlik şart değil ama düzensiz bir sessizlik gerekiyor. Yani şehrin sesi, Tokatlıyan Han'ın içinden geçen o boğuk uğultu olabilir; ama net bir konuşma, anlam yükü taşıyan bir ses olmasın lütfen. Işık konusunda daha katıyım: Gün ışığı olmadan renk ilişkilerine güvenemiyorum. Müzik konusunda da katıyım galiba. Kendi listelerim var; kafamın içinde çeşit çeşit parti modları var. Sabah onlardan biriyle başlayıp günü yine onlardan biriyle bitiriyorum.

MoHA'daki kiralama yolculuğu boyunca bir eserinin yeni mekânındaki yalnızca tek bir anını izleyebilseydin; ilk kez açıldığı, duvara yerleştirildiği, gündelik hayatın parçası olduğu, temizlendiği veya başka bir eserle değiştirildiği anlardan hangisini seçerdin?

İlk açıldığı an olabilir. Resmim yerinden memnun mu, sanki bundan emin olmak isterim.