Skip to content

Cart

Your cart is empty

“Beyaz Boşluk Olasılıklara Açık”: İsmail Özgür Soğancı ile Üretim Üzerine
Sanatçı

“Beyaz Boşluk Olasılıklara Açık”: İsmail Özgür Soğancı ile Üretim Üzerine

İsmail Özgür Soğancı’nın üretim pratiği, resmin yalnızca görünen yüzeyiyle değil; o yüzeyin taşıdığı bellek, gerilim ve olasılıklarla da ilgilenir. Gazi, Hacettepe ve Arizona State University’de tamamladığı görsel sanatlar eğitimiyle şekillenen sanatçı, çalışmalarında biçimsel araştırmaları yeni figürasyon olanaklarıyla buluşturur. Eski görsel geleneklerden, minyatür resmin figür anlayışından ve kitap sanatlarının katmanlı yapısından beslenen dili; izleyiciyi hem tanıdık hem de açıklaması güç karşılaşmaların içine davet eder.

MoHA için gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide Soğancı’nın sanatla kurduğu erken bağdan, mekânın üretim üzerindeki etkisine; beyaz yüzeyin sunduğu özgürlükten atölyede oluşan boşlukların yaratıcı düşünceyle ilişkisine uzanan bir yolculuğa eşlik ediyoruz. Sanatçının anlatısında resim, yalnızca tamamlanmış bir nesne değil; sürekli değişen, dolaşıma giren, yeni mekânlarda yeniden anlam kazanan yaşayan bir alan olarak karşımıza çıkıyor.

Sanatçı olarak yolculuğun ne zaman başladı?

Küçük yaşlarda.  İlkokuldayken, babamın dikkatini çeken yoğun bir resim yapma iştahım vardı. Hatırlıyorum, bir gün bana “Senin resme ilgin normalden fazla” demişti. O yıllardan beri sürekli hayatımın orta yerinde resim yer aldı. Hatta bazen on yaşında beyaz kağıt üstünde bir resme başlarken hissettiğim o tuhaf heyecanı halen hissettiğim söylenebilir.

Yaşadığın mekân, şehir veya coğrafya eserlerinde görünmese bile üretim biçimini nasıl etkiliyor?

Öncelikle bir görsel gelenek var tabi ki. Hepimiz onun içine doğuyoruz. Bilinçsizce, bazen de bilinçli olarak bakışımız, kurduğumuz kompozisyonlar, resim dilimiz o gelenekten etkileniyor. Mekan çünkü bir ışıkla, bir atmosferle, bir birikimle sarıyor sizi. Bu bir memleket, bir şehir ya da bir oda olabilir. Üretim biçimi bundan etkileniyor. Benim çalışmalarında eski nakkaş geleneğinin, minyatür resmi figür anlayışının ve genel anlamda kitap sanatlarının etkisi zaman zaman egemen olmuştur.

Bir eser üzerinde çalışırken seni en çok ne şaşırtır: fikrin değişmesi mi, malzemenin direnmesi mi, yoksa eserin senden bağımsız bir yöne gitmesi mi?

Her yüzey, resme dönüşmeden önce genellikle bembeyaz bir boşluk sunar. Bu beyaz boşluk olasılıklara açık, bilinmeyen ve çoğu zaman bana sihirli gibi gelen bir ortam sunar. Biz hayatlarımızı yaşarken böyle özgür alanlar pek bulamıyoruz. Bir diğer deyişle resim yüzeyi tam olarak özgür oyun zemini olarak düşünülebilir. Oraya benim getirdiklerim, malzemenin kattıkları, olup biten her şey kolayca eklemlenebilir. Her yüzey, bu yüzden, kocaman bir repertuar gerektirir. Ressam, bana kalırsa, okudukları, gördükleri ve olduğu kişi bağlamlarında bu repertuarı en geniş haliyle, ısrarla, deneylerle yüzeye aktaran bir medyum gibidir.

İnsanların seni görünce şaşıracağı, sanatçı kimliğinle hiç bağdaştırmayacağı bir merakın veya becerin var mı?

Ressamın geniş bir repertuarı olmalı. Her anlamda. Dolayısıyla müzikte ve resimde insanların genel olarak kiç olarak niteleyeceği bazı şarkılara, bazı dekor ögelerine, afişlere meraklıyım diyebilirim. Bu ister istemez tuhaf “karşıtlıklar”, komik durumlar ortaya çıkarabilir. Hiç resim eğitimi almamış birinin yaptığı “çirkin” bir resim bazen müzelerdeki işlerden daha etkileyici olabiliyor benim için. Ya da ne bileyim bir dolmuş içi esteiği, müziğiyle, insanların tavrıyla bütünleştiğinde çok etkileyici bir deneyim sunabiliyor. 

MoHA’daki eser dolaşımı sayesinde atölyede bekleyen çalışmalar yeni mekânlara giderken, sanatçıya yeni üretimler için fiziksel alan da açılabiliyor. Atölyedeki boşluğun yaratıcı düşünceyi ve üretim isteğini etkilediğini düşünüyor musun?

Resim son kertede belki en fazla boşluklar doluluklar uğraşı. Ses ve sessizlik bir müzisyen için neyse ona benzetebiliriz ressamın işini. Dolayısıyla üretim alanı, stüdyo, onun geçirdiği her dönüşüm, orda oluşacak her işi etkiler sanırım. Giden iş atölyeyi mahsun da bırakabilir, dolayısıyla negatif bir boşluğu da imler. Ressam için eski yüklerden kurtulma, yeni bir iddia, yaratma cesareti anlamına da gelebilir belki de.