Skip to content

Cart

Your cart is empty

“Mekânların Hikâyelerini Yaratıyorum”: Ecemnaz Dalmaz ile Röportaj
Sanatçı

“Mekânların Hikâyelerini Yaratıyorum”: Ecemnaz Dalmaz ile Röportaj

Ecemnaz Dalmaz’ın üretimi, kişisel hikâyeleri yaşadığı coğrafyanın toplumsal ve politik izleriyle bir araya getiriyor. Tuval ve kumaş üzerinde farklı tekniklerle çalışan sanatçı, son dönemde el yapımı tufting üretimlerini de pratiğine dahil ediyor. Figüratif anlatımı ve katmanlı görsel dili, mekânla kurduğu ilişkiyle birlikte gelişirken; eserlerinde tek bir anlamdan çok, izleyicinin bakışıyla çoğalan farklı yorumlara alan açıyor.

1992 İstanbul doğumlu Dalmaz, İstanbul Moda Akademisi’nde başladığı eğitimini İstanbul Aydın Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nde tamamladı. Üretiminde mekânı yalnızca işlerin sergilendiği bir zemin olarak değil, sanatla karşılıklı olarak dönüşen bir yapı olarak ele alan sanatçı; kişisel hafıza, coğrafya ve farklı malzemeler arasında kurduğu ilişkiler üzerinden güçlü duygusal ve düşünsel karşılaşmalar yaratıyor.

Sanat ve mekân ilişkisi sence nasıl? Üretim yöntemin sanatın mekânı mı, mekânın sanatı mı?

Ben son zamanlarda mekân üzerine sanat üretimi yapıyorum. Bir mekânın içini kendi sanatımla kaplamak, insanın içindeki boşlukları doldurmak gibi bir his veriyor. Mekânların hikâyelerini yaratıyorum ve içine sızıp yaptığım sanatla ilmek ilmek işliyorum. Üretilen sanatı mekân anlatır ya da mekân sanatı anlatır. İkisi etle tırnak gibi bir ilişkiye sahiptir bence.

Bir eser üzerinde çalışırken seni en çok ne şaşırtır: fikrin değişmesi mi, malzemenin direnmesi mi, yoksa eserin senden bağımsız bir yöne gitmesi mi?

Daha çok eserin, benim o anki düşüncemden ve hissimden bağımsız bir yöne gitmesi. Daha doğrusu, unuttuğum bir hissi, görseli, fikri, bazen de bir anıyı bana bir anda bağımsızlığını ilan edip hatırlatması, hatta yüzüme vurması çok şaşırtır. “Oh be, öldüm sanmıştım, hayattaymışım” derim.

Üretirken fazla kişisel, riskli ya da yanlış anlaşılmaya açık bulduğun için sergilemekten çekindiğin işler oluyor mu? Böyle anlarda eseri değiştirir, bir süre saklar ya da olduğu hâliyle paylaşır mısın?

Çoğu eserim böyle :) İlla üzerine alınacak birileri olur ya da kendine göre anlamlandıran, ama hiç umurumda değil. Üretirken hiçbir şeyi ve hiç kimseyi umursamam. Zaten bir yandan herkese bir şey hissettirmesi, yansıtması ya da düşündürmesi için varlar. Bence eserler yanlış anlaşılmaz; sadece her göz başka bakar ve eserlerin binlerce tarifi ve anlamı olur. Bu da müthiş bir şey.

Çantanda ya da cebinde neredeyse her zaman bulunan üç şey nedir?

Telefon (maalesef), Edding 140 S kalem, anahtarlarım.

MoHA’daki sistemde kullanıcıların bir eseri belirli bir süre kiralayıp onunla yaşadıktan sonra kiralamayı uzatabilmesi, değiştirebilmesi veya satın alabilmesi sanatçı ile izleyici arasındaki ilişkiyi nasıl etkiler?

Bence böyle bir sistem, sanat eserine bakma ve onunla ilişki kurma biçimimizi değiştirebilir. Bir eseri satın almadan önce belirli bir süre onunla yaşamak, eserin sadece galeride ya da müzede görülen bir nesne olmaktan çıkıp günlük hayatın bir parçası olmasını sağlar. Zaman içinde eserle kurduğumuz bağ değişebilir; belki başta sadece görsel olarak ilgimizi çeken bir iş, yaşadıklarımızla birlikte başka bir anlam kazanmaya başlayabilir. Kiralamayı uzatabilmek, değiştirebilmek ya da sonunda satın alabilmek de bu ilişkiyi daha özgür ve kişisel hâle getiriyor. Benim için burada asıl önemli olan, eserin değerinin yalnızca sahip olmakla değil, hayatımızda nasıl bir yer edindiğiyle de belirlenmesi.